2.Avlusu

Taçkapı
Birinci avluya girişi sağlayan taçkapıdan farklı bir tarzda inşa edilmiş olan ikinci taçkapı birinci avlu ile ikinci avlu arasında yer almaktadır.

Cephe ile kaynaştırılmış, I. Taçkapı gibi dışa çıkıntı yapmayan II. Kapı, sivri kemerli, ince, uzun bir forma sahiptir h. Gündoğdu tarafından Gotik kapı olarak değerlendirilen ikinci taçkapı, I. Taçkapı ile aynı eksende olmasına rağmen hafif sağa kaydırılmış durumda olup iki katlı bir özellik göstermektedir. ayrıca yüksek taçkapının yanında bulunan pencerelerde iki katlı bir bina kitlesinin varlığına işaret etmektedir. Ancak, varlığı kabul edilen ikinci kattan günümüze hiçbir iz ulaşamamış olmasından dolayı burasının ne şekilde sonuçlandığı, ne şekilde bir düzene sahip olduğu da tam olarak anlaşılamamaktadır.

İki katlı bir özellik gösteren, yüksek taçkapının alt kısmı, dikdörtgen bir çerçeve içerisinde basık kemerli bir girişe sahiptir. I. Avludan II. Avluya bu basık kemerli girişin derinliği 10 metreyi bulan beşik tonozlu koridoruyla ulaşılmaktadır. Girişin iki yanında da karşılıklı yerleştirilmiş sivri kemerli iki niş yer alır.

Yıkık bir durumda ulaşabilen ikinci kattan günümüze sadece, taçkapının yanlarında çerçeveye bitişik kemer konsolları kalmış, kapının üst kısmının da kalan izlerden köşk şeklinde sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Bu kısmında hasar görerek ulaşmış olan köşke ait, beşik tonozlu girişin üzerinde yer alan balkonun, ne tür korkuluklara sahip olduğu anlaşılmamakla birlikte, kapı cephesine uygun taş korkuluklara sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Sivri kemerli ikinci taçkapı birinci taç kapı tarzında inşa edilmemiş olduğu gibi, farklı tarzda süslemeler de ağırlaştırılmamış sade görünümüyle etkili bir yapıya sahiptir. Aşırıya kaçmayan sade bir cepheye sahip taç kapının sadece, I. Avluya bakan düz yüzünün kapı kemerini oluşturan, iki yan pahında cepheye hareketlilik kazandırmak amacıyla karşılıklı, Selviye benzer stilize iki ağaç , adeta üç boyutlu forma yaklaşır şekilde iri plastik etkisi bırakan sarmaşığı hatırlatır şekilde kıvrık dal ve yapraklarla süslenmiştir.

Cepheyi zenginleştirmek amacıyla yapılmış olan yüksek kabartma ağaç motifinin dışında, kapıda fazla yüksek kabartma olmayan yüzeysel başka bir süs unsuruna daha yer verilmiştir. Basık kemerli kapı üzerinde, bir gölgelik, saçak tavanı görünümünde olan balkonun alt kısmında, karşıdan cephedeki selvi ağacı gibi net görülemeyen Rokoko tarzında bir süsleme bulunmaktadır.

Üst kısmı yıkık durumda olan taçkapının sivri verev kemerinin çevresi, yanlardan tomurcuk şeklinde konsollar üzerine oturan altı köşeli iri bir silme ile çevrilmiş , silmenin kapı üzerinde ne şekilde sonuçlandığı ve ne kadar yükseklikte olduğu anlaşılamamaktadır.

Etkili bir görünüme sahip olan taçkapıda, Türk, Rokoko ve Barok unsurların bir araya getirildiğini belirten M. Akok, taçkapının plan bakımından Barok anlayışta olup yüksek söveli sivri kemerli yüzü, sağ ve sol söve içi nişleri ve basık kemerli giriş kapısı ile tamamen Türk mimarisinin kapı planı tarzına uymakta olduğunu belirtmektedir.

Hizmetli Odaları
İshak Paşa Sarayında, saray hizmetlilerine ayrılmış olan bölümde II. Taçkapının güney ve kuzeyinde kapıya bitişik, I. Ve II. Avluya bakan iki katlı odalar şeklinde düzenlenmiştir.

İkinci avlunun, güney kısmına doğru genişletilmiş olan güney cephesinde, hizmetçilere ait odalar , oldukça yüksek bodrumlara sahip olduğu gibi en çok hasar gören kısımlardan birisidir. Bugün için yalnızca temel kalıntıları kalmış olan bu kısımların H. Gündoğdu, eskiden ikinci bir kata daha sahip olduğunu belirtmektedir. Saray hizmetlilerinin odalarının bulunduğu güney cephede ayakta kalabilmiş bu yöne bakan her odanın duvarında ikişer pencere açıklığı ile ortalarında birer ocağa yer verilmiştir.

Taçkapının kuzeyinde bulunan hizmetli odaları ise selamlığın mahkeme salonu ile birleşmiş durumdadır.

Selamlık Taçkapısı
Bu taçkapı, II. Avlunun kuzey tarafında avluya bakan cami ve hizmetli odalarıyla birleşen selamlık duvarının ortasında yer alır. I. Taçkapıda olduğu gibi ana hatlarıyla Selçuklu taçkapıları tarzında ele alınmış olan selamlık taçkapısı, Selçuklu taçkapılarından daha sade bir özellik taşır.

İç içe iki derinlikten oluşan kapı 5.25 m. genişliğinde, 7.42 m. yüksekliğinde ve cephe duvarından 6 cm. kadar dışa çıkıntı yapmaktadır. Sivri kemerli taçkapının dış cephesi sütuna benzeyen oldukça kalın bir silme ile çevrelenmiş, bu silmelerin oturduğu kaidelerde sepet örgüsü biçiminde dekoratif süs kuşaklarına sahiptir. Bu tür kuşaklar daha çok Anadolu yapılarında görülmektedir. Ayrıca iç yüzeyde sivri kemerin formunu devam ettirir şekilde bitkisel motiflerden oluşan bir bordür bulunmaktadır.

Dikdörtgen kapı açıklığına sahip olan selamlık taçkapısının, giriş açıklığının etrafını, kapının formuna uygun şekilde bitkisel bir bordür çevrelemekte, bu bordürün üzerinde de sepet örgüsü ve bitkisel motiflerden oluşan bir başka bordür yer almaktadır. Mukarnaslı kavsaranın altında yer alan bordürün üzerinde de, Osmanlı mimarisi yapılarında kullanılan kemerler tarzında mukarnaslı kavsarayı çevreleyen yüzeysel sivri cephe kemeri bulunmaktadır. Dıştaki sivri kemerin formuna uygun şekildeki bu kemer, ikişerden dört köşe sütuncasına oturmakta, bu sütuncelerin başlıkları ve kaideleri, dıştaki kalın silmenin oturduğu kaide gibi sepet örgüsü biçiminde süs unsuruna sahiptir. Aynı zamanda, kapı sövesinin iki yanında ikişer sütunceden oluşan cephe düzeni, batılılaşma dönemi Osmanlı mimarisinde görülen cephe anlayışı tarzında olup, I. Taçkapıda olduğu gibi, taşıma amaçlı olmaktan çok, cepheye hareketlilik kazandırmak ve cephe kitlesini hafifletmek maksadıyla dekoratif amaçlı yapılmıştır. Bu sütuncelerin yanlarında da cepheye hareketlilik katacak tarzda ince, uzun iki nişe yer verilmiştir.

Farklı üslupta motiflerle zenginleştirilmeye çalışılan selamlık taçkapısının iç kısmındaki yüzeysel sivri kemerin üzerinde bir panoya yer verilmiştir. Bu panonun iki yanında ve üstündeki boşlukları doldurmak amacıyla birer kabara yerleştirilmiştir. Ayrıca dikdörtgen girişin iki yanında karşılıklı olarak yerleştirilmiş stilize ağaç motifi birer pano yer alır.

Selamlık kapısını zenginleştirmek amacıyla yapılmış olan süslemeler, Barok ve Rokoko üslubunda olmasının yanı sıra mahalli sanatçıların kendi zevkine göre oluşturduğu motiflerde kapıda kullanım alanı bulmuştur.

Selamlık
İkinci avlunun kuzey tarafında bulunan selamlık sarayın önemli bölümlerinden birisidir. Selamlık, önemli kişilerin ve yabancı ziyaretçilerin kabul edildikleri bir takım devlet yani resmi işlerin yürütülüp kararların alındığı ve yargılamaların yapıldığı yerdir. Yalnızca erkeklere ayrılmış bölüm olan selamlık kısmı aynı zamanda misafirler ve sarayda yaşayanların resmi veya özel günler dışında kalan zamanlarını burada geçirdikleri bir mekan olarak inşa edilmiştir.

Sarayın kuzey cephesinde yer alan selamlık kısmının II. Avlunun sağ tarafında bulunan duvarın ortasına yerleştirilmiş kapıdan geçilerek ulaşılır. Yedi basamaklı bir merdiven çıktıktan sonra üzeri tonozla örtülü koridorun sağındaki bir kapı açıklığı ile selamlık dairesinin büyük salonuna yani divan salonuna geçilir. Divan salonu, bugünkü anlayışa göre, Bakanlar Kurulu işlevini yüklenmiş olup eskiden burada haftanın belirli günlerinde şikayetler dinlenir, resmi görüşmeler yapılır ve devlet işleri yürütülmekteydi.

Önemli kararların alındığı divan salonu 18x5 m. boyutlarında dikdörtgen planlı oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır.

Günümüze oldukça harap bir şekilde ulaşan bu bölümün, eski hali hakkında pek fazla bilgiye sahip olunmamakla birlikte, kalan bazı izlerden, bugün üst örtüsü yıkık olan salonun, yüksek tavanlı olduğu anlaşılmaktadır. II. Avluya bakan beş pencereli divan salonunun dikdörtgen, açıklığa sahip pencereleri sivri kemerli ve pencere alınlıklarında da bitkisel süslemelere yer verilmiştir. Bu pencerelerin etrafını, yıldız motifleri içerisinde birbirine geçmeli motiflerle doldurulmuş bir süsleme çevrelemekte. Ayrıca bu pencerelerin üzerinde, sol taraftaki selamlık odaları pencerelerin üzerinde bulunmayan, küçük dikdörtgen pencere açıklıklarına da yer verilmiştir. Fazlasıyla zarar görmüş olan divan salonunun, iç kısmının batı yönünde, zeminden biraz yüksekte dolap nişlerine ve şerbetliklere de yer verildiği görülür.

Bir cami ile bitişik olmak üzere iki odası bulunan selamlık kısmının güney cephesinin sol tarafında oldukça harap dudumda olan bu odaların, divan salonunun avluya açılan pencereleri şeklinde yine II. Avluya bakan ikişer penceresi bulunmaktadır. Bu pencereler dikdörtgen pencere açıklığına sahip, sivri kemerli ve orta kısmında bir boğumla iki bölüme ayrılan dilimli kaideler üzerine yükselen silmelerle çevrelenmiştir.

Selamlık girişinin karşısında kuzey taraftaki bir kapı ile selamlık bölümünün dikdörtgen planlı odasına geçilir. Bu odadan da birbirine bağlantılı olan aynı büyüklükteki odalara geçilmekte, odaların her birinde kuzeye bakan iki pencere ve aralarında da birer ocağa yer verilmiştir. Ayrıca selamlık odaları içerisinde dolaplar, şerbetlikler, yüklükler ve çıralıklar yer almaktadır.

Selamlık taçkapısından geçilerek ulaşılan koridorun, kuzey tarafında yer alan aynı eksendeki dikdörtgen odadan, doğru yöne açılan bir kapı ile diğer selamlık odalarına geçilmektedir. Divan salonunun kuzeyinde yer alan bu odalardan ilk oda, diğerlerinden farklı bir tarzda, kuzeye bakan dört sıra ahşap konsollar üzerine oturan cumbalı bir köşk özelliği göstermektedir. Konsollar üzerine oturan cumba, günümüze ulaşamayarak bugün yalnızca, araştırmacılar tarafından, insan, aslan ve kartal figürleri olarak değerlendirilen dört sıra çam konsollar ayakta kalabilmiştir. Heykel tarzında üç boyutlu olarak işlenmiş, alttan yukarıya doğru gittikçe uzayan bir özellik gösteren bu figürleri H. Gündoğdu, eski Türk geleneğindeki figür anlayışına uygun tarzda olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bu konu üzerinde araştırmalarda bulunanlar, buna benzer figürlerin Selçuklu ve Osmanlı yapılarında görülmesiyle birlikte, üç farklı figürün bir arada kullanıldığı başka bir örneğin bulunmadığını da ifade etmektedirler.

Taş kadar dayanıklı olmayan ahşap malzeme kullanılarak, yapılmış olan bu konsollar, zaman içerisinde hava şartlarından etkilenerek, bazı kısımlarında çatlamalar, kırılmalar ve aşınmalar meydana gelmiştir.

Günümüze oldukça harap bir şekilde ulaşan selamlık kısmında, H. Gündoğdu tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları sırasında, orijinal zemin döşemeleri ortaya çıkarılmış, selamlığın en önemli bölümü olan Divan salonunun harap olmuş zemin ve duvar taşları değiştirilerek, yıpranmış olan kısımlar tamamlanmıştır.

Koridor
İkinci avlunun kuzey cephesinde, duvarın ortasında yer alan bir kapıyla selamlık kısmına geçilerek, yedi basamaklı merdivenden sonra üzeri tonozla örtülü uzun bir koridora ulaşılır. Bu koridorun sağında bulunan bir kapı açıklığı ile divan salonuna geçilmekte, koridorun solundaki bir açıklık ile de 11 m. uzunluğunda 3.75 m. genişliğinde olan camiye girişi sağlayan koridora ulaşılmaktadır. Koridorun kuzey ve güneyinde bulunan kapı açıklıkları ile kuzey taraftaki odalar daha geniş olmak üzere, dikdörtgen planlı odalara geçilir. Ayrıca beşik tonozla örtülü uzun koridorun üst kısmının ortasında, koridoru aydınlatan yuvarlak bir açıklık bulunmaktadır.

Camiye girişi sağlayan koridorun ucundaki dikdörtgen bir kapı açıklığı ile camiye geçilmekte, paye sütunları üzerine silmelerle beşik tonoz örtüye geçişi sağlayan duvarın ortasında yer alan bu kapının, dikdörtgen kapı açıklığının çevresi geniş stilize bitki motifleriyle çevrelenmiş, kapı girişinin üst kısmında da bitkisel motiflerden oluşan sivri kemer içerisinde içi boş bir kitabelik bulunmaktadır.

Camii ve Son Cemaat Yeri
İshak Paşa Sarayındaki yapı grupları içerisinde günümüze en sağlam ulaşabilen bölümlerden birisi de cami, minare ve son cemaat kısmıdır. Cami, ikinci avlunun kuzey tarafında selamlık ve harem bölümü arasında yer alır.

Selamlık kısmının güney yanı II. Avluya bakan yüzü ile aynı eksen üzerinde bulunan cami, selamlık duvarının iki katı yüksekliğine yakın inşa edilmiştir. Hem dış, hem iç mimari, hem de süslemeleri açısından farklı ve dikkat çekici olan camiye, selamlık kapısından içeri girildikten sonra sol taraftaki uzun koridorun karşısında yer alan süslemeli bir kapıdan geçilerek ulaşılmaktadır.

Tek kubbe ile örtülü olan cami, yaklaşık birbiriyle aynı büyüklükte olan son cemaat yeri ve cami kısmı olmak üzere, iki bölüme ayrılmaktadır. Bu iki bölümde, birbirine üç yüksek kemerle bağlıdır. Caminin ikinci avluya bakan güney cephesi oldukça hassas ve ustalıkla yontulmuş, temiz işçiliğe sahip taş kabartma süslemelerle belli bir düzen içerisinde inşa edilmiştir. Bu cephenin orta kısmında, yerden itibaren 0.40 cm. dışarı çıkıntı yapan mihrap nişi bulunmakta , bu mihrap nişinin iki yanında selamlık pencereleriyle aynı sırada olan birer pencere yerleştirilmiş, sivri alınlıklara sahip olan bu pencereler de sütun-paye görünümünde iki iri silme ile çevrelenmiştir. Sivri alınlığın içerisinde de örgülü geçmeler, kıvrık dal ve bitkisel motiflerle çevrili içi boş bir kitabelik bulunur. Dikdörtgen pencere açıklığına sahip olan bu pencerelerin ve mihrap çıkıntısının altında, aynı sırada olmak üzere birbirinin benzeri, zarif bir işçiliğe sahip, güneş ışınları şeklinde merkezden dağılan, bitkisel motifli kabartma panolara da yer verilmiştir. Ayrıca bu konu üzerinde incelemelerde bulunan araştırmacılar, mihrap kısmının kıbleye gelecek şekilde düzenlenmiş olmasının, sarayın diğer bölümlerinin bu esasa göre planlanmasında etkili olduğunu belirtmişlerdir.

Yanlardan payelerle kavranmış, üst kısmı daha çok ampir üsluptaki yapılarda görülen yatay silmelerle bölümlenerek, dışa çıkıntı yapmakta olan mihrap nişinin üzeri, farklı bir taş cinsinin kullanıldığı yarı piramidal bir örtü ile sonuçlanmaktadır. Yarı piramidal örtüye sahip olan mihrap nişinin üst kısmında, mihrabı aydınlatan ve bitkisel motiflerle çevrili yuvarlak bir pencere bulunmakta. Bu durum ampir üsluba yakın bir özellik göstermektedir. H. Gündoğdu, dış kısmı daha dar, içe doğru genişletilmiş bu yuvarlak pencerenin, soğuğun daha az, ışığın daha çok girmesini sağlayacak biçimde yapıldığını, bu tür pencerelerde daha çok Erzurum, Ağrı, Bitlis ve Van gibi soğuk bölgelerde rastlandığını belirtmektedir. Bu yuvarlak pencerenin üst kısmında hilalli bir alem yer alır. Bu alem üzerinde de bir kitabe ve bu kitabenin iki yanında, alttaki pencerelerle aynı sırada, onlarla uyum sağlar biçimde sivri kemerli, çevreleri birer silme ile sınırlanmış, birer pencere açıklığına yer verilmiştir. Ancak burada alttaki pencerelerden farklı olarak, sivri kemerli alınlıkla uyumlu, onu içten takip eden bir sıra mukarnas sırası bulunmaktadır. Ayrıca, caminin yalnızca üst pencerelerinde, günümüze kadar ulaşabilmiş klasik Türk üslubunda madeni parmaklıklar da yer alır.

Caminin ikinci avluya bakan cephesi, birbiriyle uyumlu süslemeleri, pencere düzeni ve dışarı çıkıntı yapmakta olan mihrap nişi, üzerindeki yuvarlak pencere ve kitabe ile gözü raahtsız etmeyecek şekilde planlanmış, mimari yapıdan çok, estetik cephe düzeni dikkat çekmektedir. Ancak, cephede üst kısımdaki pencerelerin hizasında, onlardan daha küçük boyutlarda, güney cephedeki ritmi bozan, içerisinde yıldız motiflerinin bulunduğu sivri kemerli kör bir pencere bulunmaktadır. Bu yüzeysel kör pencerenin alt kısmında da mihrap nişinin yanındaki pencerelerle aynı hizada yer alan, Abdi Paşa Türbesi yapılmadan önce de önü kapanmamış olan içerisindeki süslemeleri ile de barok dönemi özelliği gösteren kör pencere bulunmaktadır. Bu pencere, cephedeki ritmi bozan sivri kemerli kör pencere ile birbirini takip eden şekilde, uyumlu yapılmıştır.

Caminin doğu duvarı, gravürlerden ve gezginlerin seyahatnamelerinde bize verdikleri bilgilerden, tek katlı olduğu anlaşılan selamlık duvarıyla bitişik inşa edilmiş, selamlık kısmında yüksek olan caminin alt kısım duvarı selamlık bölümüyle ortak, üst kısmı da doğu cepheye bakan, yuvarlak kırık hatlı kemerciklerin ve bunların ucunda belli aralıklarla aşağıya bakan bitkisel motiflerin bulunduğu süslemelerle zenginleştirilmiş cephe duvarına sahiptir.

Cami duvarının üst kısmında, kubbeye geçişte dört sıra silmeden oluşan dışa taşırılmış. Barok dönemi özelliği yansıtan geniş bir korniş bulunmakta, bu kornişin bir kısmı da Harem dairesi cephesine dönmektedir. Geniş kornişin alt kısmında da birbirine geçmeli sepet örgüsü biçiminde bir süsleme kuşağı yer alır.

Caminin duvar korniş çizgisinden içeri alınmış olan kubbe kasnağını etrafında dolaşabilecek, küçük bir gezinti yeri bulunmaktadır. Ayrıca bu kısmın güneydoğu, kuzeydoğu, güney batı köşelerinde sekizgen planlı içerisi boş, üzeri cami kubbesine benzer hafif şişkin kubbecikle örtülü köşe kulelerinin kubbeye bakan kısmında bir giriş açıklığı, diğer kenarlarında da sivri kemerli nişler içerisinde dikdörtgen küçük bir açıklığa yer verilmiştir. Yüksek tutulmuş olan kubbe kasnağının dış yüzünde, birbiriyle aynı ölçülere sahip yirmi dördü sağır olup içerisinde yüksek kabartma küfi yazılara yer verilmiş, sekizi de iç mekanı aydınlatmak amacıyla pencere olarak ele alınmış, toplam otuz iki nişle kubbe kasnağı teşkilatlandırılmıştır. basık yay kemerlere sahip olan bu pencere ve kör nişler aralarında, üzerinde uzun ince nişlerin bulunduğu dikdörtgen payelerle birbirinden ayrılmakta ve bu dikdörtgen payeler kemerler arasında da bitkisel motiflerle süslü başlıklar bulunmaktadır. Nişlerle teşkilatlandırılmış olan yüksek kasnak kısmı ve kubbe arasında mukarnaslı bir korniş yer alır. Bu kornişin üzerinde de diğer kısımlardan farklı olarak kırmızı renkli, hava şartlarına dayanıklı bir taş cinsinin kullanılmış olduğu ilginç bir kubbe yükselmektedir. Soğan kubbe şeklinde olan şişkin karınlı bu kubbe, kilit taşının bulunduğu kısımda abartılı biçimde ele alınarak üzeri madeni bir alem ile sonuçlanmaktadır. Bu tür kubbenin benzerleri daha çok Türkistan’da , Kahire’de , İran’da Timurlu dönemi yapılarında, Mısır’da Kölemenler ve Tolunlu devri yapılarında görülmektedir.

Oldukça gösterişli ve zengin taş süslemelere sahip olan caminin dış mimarisinde, süslemelerde görülen uyum, düzgün taş işçiliği, yapının iç kısmında da görülmektedir. Selamlık koridorunun sonunda bulunan bir kapı açıklığı ile kare planlı cami kısmına ulaşılmaktadır. Kıble yönünde derin bir mihrap, mihrabın solunda taş bir minber, karşı tarafta da dört sütunlu yüksek beş sivri kemer üzerine oturan mahfil cami içerisinde bulunan belli başlı kısımlardır.

Cami içerisinde, kıble duvarının ortasından dışarıya çıkıntı yapmakta olan oldukça derin bir mihrap nişi bulunmaktadır. Bu nişin iki yanında yer alan pencereler bu pencerenin üzerindeki dikdörtgen pencere açıklığı ve ortadaki yuvarlak pencere, caminin güney dış cephesindeki düzenin aynısının iç mekanda a tekrarlanmış olduğunu göstermektedir.

Camide, kıble yönünü belirlemesi açısından önemli bir yere sahip olan kalın duvarlar içerisindeki mihrap nişinin etrafı kalın bir silme ile kavranmış, belli bir yükseklikten sonra da boğumla bölümlenmiş olan bu silmeler, yukarıda yay biçiminde bir kemer oluşturmaktadır. Bu yay kemerin altında da yuvarlak içi boş bir kitabe yer alır. Bu kitabenin biraz altında yanlardaki boşluğu doldurmak amacıyla birer küçük karabaya yer verilmiştir. İçerisi birbirine eşit yüzeysel silmelerle beş bölüme ayılan sivri kemerli derin mihrabın üzerinde de yüzeysel mukarnaslara sahip bir kavsara yer almaktadır.

Mihrabın hemen yanında da oldukça gösterişli taş bir minber yer alır. Duvardan dışarı çıkıntı yapan yarım daire şeklindeki bu minbere, mihrabın solunda bulunan bir pencere arasından merdivenle çıkılarak ulaşılmaktadır. Bu tür minberleri Erzurum bölgesi camileri başta olmak üzere, Gaziantep Ahmet Çelebi camiinde de görmek mümkündür.

Mihrabın her iki yanında bulunan pencere açıklıkları da, mihrabın etrafını çevreleyen silmeyle aynı şekilde ele alınarak iç mekanda bir bütünlük oluşturulmuştur. Bu yay kemerin altında bulunan içi boş kitabe, yuvarlak olmasının yanı sıra farklı süslemeye sahip olmasıyla, mihrap kitabesinden farklı tarzda işlenmiştir. Ayrıca mihrabın iki yanında ve yan duvarlarda küçük nişlere de yer verildiği görülür.

Mihrabın karşı tarafında perde saçakları şeklinde formlara ve geometrik motiflere sahip kaide üzerinde yükselen dört ince sütun ile beş sivri kemer üzerine oturan cami ve içerisinde güneye doğru 2.90 cm. kadar çıkıntı yapan müezzin mahfili yer alır. Mahfilin oturmuş olduğu sivri kemerler üzerinde de bitkisel ince bir bordür bulunmaktadır. Caminin kuzey tarafında yer alan mahfile, cami içerisinde bulunan küçük bir kapıdan girilerek, minare merdivenlerinden çıkıldığı gibi, sarayın Harem dairesinin üst katındaki bir kapı ile de ulaşılabilmektedir.

Dışarıdan şişkin, çok büyük yapılmasına rağmen iç kısmında, dışarıdaki kadar yüksek görünüme sahip olmayan cami kubbesi, içeride daha küçük bir görünüme sahiptir. Buradan da anlaşılacağı gibi kubbe, arada bir boşluk bırakılmak suretiyle iki katlı olarak inşa edilmiştir.

Kubbe içerisinde de barok üslupta, bir merkezden dağılan ışınsal düzene göre yapılmış, kalem işi süslemelere yer verilmiştir. Günümüze yıpranmış bir durumda ulaşan bu kalem işi süslemelerin dışında, eskiden kubbenin ortasından sarkan zincirlere asılı gaz lambaları bulunmaktaydı. Ancak bugün bunlardan geriye yalnızca zincirleri kalmıştır.

Cami içerisi, mihrabın iki yanında bulunan birer pencere açıklığı, bu pencerenin üstünde yer alan pencereler, mihrabın üst bölümünde bulunan yuvarlak biçimli açıklık ve kasnakta açılmış sekiz pencere ile aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Caminin kuzey kısmında da yaklaşık cami kadar bir alanı kaplayan son cemaat yeri bulunur. Oldukça yüksek dört sütun üzerine inşa edilmiş son cemaat yeri Y. Bingöl tarafından, yaklaşık cami büyüklüğünde olması ve çok sayıda nişlere yer verilmiş olmasından dolayı medrese olarak kabul edilmektedir. Orta alan ile birlikte dokuz bölümden meydana gelen son cemaat yerini H. Gündoğdu, Osmanlı sanatında fazla örneği görülmeyen tarzda dört sütunun taşımış olduğu yıldız şeklinde düzenlenmiş bir orta alanla, tekne tonoz örtüye sahip sekiz alandan oluştuğunu belirterek, bu tür benzer örtü şekillerine Divriği Ulu Camii, İshak Paşa Camii, Ani’deki Abülfeth Camii ile Kervansaray’ın tavanlarında rastlandığını belirtmektedir.

Yapı üzerinde incelemelerde bulunanlar, özenle yapılmış cami ile aynı büyüklükte olan son cemaat yerinin gerektiğinde toplantı salonu veya saray çocukları ile özel kişilere ders vermek için yapılmış olduğunu ileri sürmektedirler.

Sivri kemerlerle oluşturulmuş olan dokuz bölümlü son cemaat yerinin, her yönünde çıralıklara ve iki yan duvarlarında süslü nişlere yer verilmiş. Kuzeye bakan kısmında da aydınlatma amaçlı yapılmış, altı pencere açıklığı son cemaat yerinin ışıl almasını sağlamaktadır. Son cemaat yerinin üzeri, kenarlarında yüksek korkuluklar bulunan geniş bir teras şeklinde düzenlenmiş ve buraya harem dairesinin üst katlarından çıkılmaktadır. Bu kısmın kuzey doğu ve kuzey batı köşelerinde kare planlı piramidal örtüye sahip, içerisine bir insanın sığabileceği kadar büyüklükte, içi boş köşe kuleleri, çevreyi gözetlemek amacıyla yapılmıştır. Bu kulelerin altına rast gelen yerde de bir kuş köşkü yer alır.

Minare
Sarayın, günümüze sağlam ulaşabilen bölümlerinden biri de minaredir. Minare, caminin haremle birleşen kuzey batı köşesinde yer alır. Kısa ve kalın bir gövdeye sahip minare, süslemeleri açısından zarar görmemiş olmasının yanında temiz bir işçiliğe de sahiptir.

Klasik Osmanlı mimarisinin tipik bir örneği olarak inşa edilmiş olan minare, cami ile haremin ikinci kat kornişiyle aynı yükseklikte olmasından dolayı, yüksek kübik bir kaideye sahiptir. Sarı renkli, düzgün kesme taşla yapılmış bu kübik kaide, dört köşede bulunan prizmatik üçgenlerle sekizgene dönüşmekte, bu sekizgene dönüşen gövde ile arasında geçişi sağlayan üzeri bitkisel motiflerle süslü taş bilezik, minare gövdesini çevrelemektedir. Bu taş bilezikten sonra geçilen silindirik gövde de, sarı ve kırmızı renklerde alternatif bir şekilde enine çizgili olarak örülmüş iki renkli dekoratif gövde, minarenin üst kısmındaki sade bir taş silmeye kadar düzenli şekilde devam etmektedir. Bu taş silmenin üzerinde de iri mukarnas dizisi ile baklava şeklinde, geometrik zarif süslemelerin alternatif şekilde yerleştirilmesiyle estetik görünümlü korkuluklara sahip şerefe kısmına geçer. Tamamen taş olan şerefe kısmının üzerinde de, minare gövdesindeki alternatif renkli taş sıraların burada da devam ettiği görülen kısa tutulmuş petek kısmı yer alır. Petek kısmının üzeri de konik taş bir külah ile örtülü. Bu külah kısmının üzerinde de tunç bir alem bulunur.

Tamamen taştan yapılmış olan minareye giriş, cami içerisinde bulunan küçük bir kapı açıklığı ile sağlanmaktadır. Bu kapıdan, saraydaki diğer merdivenler gibi Selçuklu ve Osmanlı tarzında dar ve dik yapılmış, spiral şeklindeki merdivenlerle caminin şerefe kısmına çıkılmaktadır.

İki renkli zarif bir taş işçiliğe sahip olması açısından farklı bir özellik taşıyan minarenin, farklı yerde benzerlerini görmek mümkündür. Bu tarzda, alternatif şekilde renkli taşlarla yapılmış minarelerden, Eski Van’da Hüsrev Paşa Camii minaresi Hınıs Ulu Camii Minaresi ve Diyarbakır çevresinde örneklerine rastladığımız, İshak Paşa Camii minaresinden farklı bir tarzda, kare gövdeye sahip olan iki renkli taşlarla oluşturulmuş çizgili gövde açısından Diyarbakır Nebi Camii minaresini örnek olarak verebiliriz. Ayrıca İshak Paşa Camii minaresinin şekil bakımından da Elbistan Ulu Caminin minaresiyle benzerliği belirtilebilir.

Çolak Abdi Paşa Türbesi
Türbe, cami kıble duvarının bulunduğu güney cephenin önüne bitişik olarak inşa edilmiştir. Türbe de yatanların “Çolak” lakabıyla anılan Abdi Paşa ve eşi Habibe Hanım olduğu ifade edilmektedir.

Zarif bir işçilikle yapılan bu küçük türbe iki katlı sekizgen bir plana sahip ve üzeri zikzaklı piramidal bir külahla sonuçlanmaktadır. Ampir üslupta üst üste bindirilmiş üç bölümlü bir gövdeye sahip türbe, gövde ile uyumlu siyah bozalt taştan 0.50m. yükseklikte bir kaide üzerine oturmaktadır. Bu kaide üzerinde de sekizgen türbenin gövdesi, alt kısmında köşeli başlayan, üst kısmında sütun formlarına dönüşen üçerli silmelerin bir arada kullanılmasıyla oluşturulmuştur. Kaide üzerinde, iki bölümden oluşan sekizgen gövdenin alt bölümünün doğuya bakan giriş kısmındaki yüzeylerinde, yüksek kabartma olarak yapılmış baklava motifine benzer, her iki ucunda da kozalakları hatırlatan bir motifin yerleştirildiği görülmekte, çevresinde de iri stilize bitkisel motiflerle çevrelenmiş bir süslemeye yer verilmiştir.

Türbenin gövdesi, oturduğu kaideden itibaren 1.04 m. yukarıda, 0.26 m. lik yatay bir silme ile bölünmüş bu yatay silmenin üzerinde de ikinci bölümde sütun şeklinde üçerli silmelerin aralarında oluşturulan derin nişleri içerisinde, giriş kısmı dışındaki plastik açıdan oldukça gösterişli neredeyse yapıdan bağımsız tek başına var olabilecek yüksek kabartma tarzında ele alınmış, vazodan çıkan ağaç motifi bulunmaktadır.

İki katlı olarak düzenlenmiş türbenin küçük dikdörtgen açıklığa sahip kapısının üzeri, Bura kemerine benzer şekilde yapılmış ancak kapı kemerinin ortası kaş kemer biçiminde sivriltilmiş bir şekilde sonuçlanmaktadır. Kaş kemer biçimindeki kemerin iki yanında da kabartma şeklinde iki küçük halka bulunmakta, bu halkanın dışında sivriltilmiş üst kısmın üzerinde hilal motifine yer verildiği görülür. Bu hilal motifin iki yanına, Allah’tan mezarda yatan kişinin ruhunu öteki dünyada da huzurlu olmasını dileyen dizelerin bulundu kitabe yerleştirilmiş. Bu kitabenin üzerinde de zaman içerisinde yıpranarak silinmiş, içi boş dört satırlık kitabe yer alır. Bu yıpranmış kitabenin üzerine de Barok dönemi yapılarında oldukça sık kullanılmış yuvarlak bir pencere yerleştirilmiştir.

Sekizgen türbe gövdesinin üst kısmı, alt kısmında olduğu gibi, sütun boşlukları bir ütr korniş şeklinde bütün yapıyı çevreleyerek bölümlenmiştir. Bu kornişin hemen üzerinde de ağaç motiflerinin bulunduğu nişlerin üzerine rast gelecek şekilde, üçerli silmelerin arasında, sivri içerisinde bozuk mukarnaslara yer verilmiştir. Bu bozuk mukarnasların üst kısmında ortası sepet örgüsü biçiminde bitkisel bir süsleme, bu süslemelerin hemen üzerinde de zikzak şeklindeki çatı kornişinin biçimine uydurulmuş geçme motifleri bulunmaktadır. Ayrıca sütun şeklinde üçerli silmelerin başlıkları üzerinde Barok anlayışta bir nevi kuş köşklerine benzeyen kısımlar yer alır. Dekoratif amaçlı yapılmış olan bu kuş köşkleri, adeta sivil mimarinin maketi tarzında kuşların barınmaları için binaları cephelerine estetik sağlamak amacıyla yapılmışlardır.

Ayrıca yapıya hareketlilik kazandırmak, cepheyi zenginleştirmek için de yapılmış olan kuş köşklerine benzer kısımların üzerinde zikzak şeklinde çatı kornişine uydurulmuş baklava motiflerinin bulunduğu, üçgen alınlıklar, bu alınlıkların üzerinde de zikzak şeklinde kırık çatı kornişi ve bu biçime uydurulmuş yapıya daha hareketli bir görünüm kazandıran an altı gen yıldız külah ile türbenin üzeri örtülüdür.

Türbenin doğusunda bulunan küçük kapı açıklığından girilerek, oldukça dik ve dar merdivenlerle dikdörtgen planlı mezar odasına ulaşılır. Selçuklu türbe mimarisine uygun şekilde iki katlı olarak yapılan, üzeri tonoz örtülü Çolak Abdi Paşa Türbesi, diğer türbelerden farklı olarak mekanın cenazelik kısmını yerleştirmeye elverişli olmamasından dolayı 2.65x5.68 m. ölçülerindeki alt kat, üst kattan ilk kez bu derece birbirinden kaydırılmıştır. Cenazelik kısmı dikdörtgen kapı açıklığından ve kapının üst kısmındaki yuvarlak pencerenin dışında, avluda estetik bir görünüme sahip olmayan, dikdörtgen üzeri çift meyilli çatı ile örtülü iki küçük kulübenin güney cephesinde bulunan birer pencere açıklığı ile aydınlatılmaktadır.

Camiden sonra yapıldığı anlaşılan , dantel gibi işlenmiş küçük boyutlardaki türbe, oldukça hareketli bir cepheye ve zengin taş süslemeye sahiptir. Ancak eski gravürlerden de anlaşılacağı gibi türbe, günümüzde var olmayan caminin kıble tarafına ve harem duvarının bir kısmını içine alacak şekilde süslü taçkapısı bulunan alçak bir duvar ile çevrelenmekteydi.

SAAT
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=